Amerika’da görmeniz gereken yerler

Tüm anlamıyla, her bir gezginin mutlaka görmek isteyeceği bir ülkeyi sorsak cevap olarak Amerika ismini duymamız muhtemeldir. 3-5 gün veya bir haftalık bir tatil ile Amerika’nın tamamını gezdim şeklinde bir cümle kurmak da neredeyse imkansızdır. Amerika’yı gezmek gibi bir niyetiniz var ise ve gezi hedefleriniz arasına bu ülkeyi yazmışsanız gitmeden evvel öncelik vermeyi düşüneceğiniz, önemli gezilecek bölgelerini araştırmanız gerekecektir. Bu süper kıtada görülebilecek yerlerin sayısı çok fazla olsa da, bu yazıda Amerika’da gezip görmeniz gereken 10 turistik yeri paylaşacağız.

10. Özgürlük Heykeli

Amerika’da birçok ünlü ulusal anıt bulunmaktadır ve bunların en bilineni Özgürlük Heykeli’dir. Özgürlük Anıtı olarak da bilinen bu heykel, Amerikalıların bağımsızlığının ilanının yüzüncü yılını kutlamak maksadıyla Fransızlar tarafından hediye edilmiştir. Toplam yüksekliği yaklaşık 93 metredir. Fransız heykeltıraş Frédéric Auguste Bartholdi tarafından tasarlanan heykel, Art Nouveau unsurlarıyla neoklasik bir üslupta ve Roma özgürlük ve kişisel özgürlük tanrıçası Libertas’ın bir sunumudur. Temeli, ünlü Amerikalı mimar Richard Morris Hunt tarafından tasarlanırken, Gustave Eyfel çatısından sorumluydu.

Heykelin inşası ve nakliyesi Fransızlar tarafından karşılanırken, temelinin yapımı Amerikalılara bırakılmıştır. Bununla birlikte, ABD hükümeti gerekli fonu karşılayamadığından projenin tamamı tehdit altında kalmıştır. Neyse ki, New York World gazetesinin yayıncısı Joseph Pulitzer, verilen miktarın büyüklüğünden bağımsız olarak her bir katkıda bulunan kişinin adını heykele yazdırma sözü vererek ülke genelindeki okuyuculardan 100.000 dolar (bugün yaklaşık 2.3 milyon dolar) bağış için harekete geçti ve toplanan bu bağış ile heykelin inşası tamamlanabildi.

Konumlandırılacağı yer olarak şu an Liberty Adası olarak bilinen yer seçildi ve heykelin yönü Atlantik Okyanusu’ndan gelen gemileri görkemiyle karşılaması için güneydoğu yönüne göre ayarlandı.

2016 yılında Özgürlük Anıtı, yaklaşık 4,5 milyon turist çekebildi. Önceki yıllara göre daha yüksek bir sayı olmasına rağmen, her ikisi de yılda yaklaşık 40 milyon ziyaretçi çeken Central Park veya Times Square gibi diğer ünlü NYC simgelerine kıyasla nispeten küçük bir sayıdır.

9. Yellowstone Ulusal Parkı

Çoğunluğu Wyoming’de bulunan, yaklaşık 3.500 mil karelik bir alanı kaplayan Yellowstone Ulusal Parkı, dünyanın en çarpıcı ve eşsiz milli parklarından biridir. Geniş doğal ormanlara, sayısız şelaleye, dünyanın jeotermal kaynaklarının yaklaşık yarısına ve gezegende bulunan gayzerlerin üçte ikisine (300’den fazla, en ünlüsü Old Faithful Gayzeri) ve çok çeşitli yaban hayata ev sahipliği yapmaktadır. Park ayrıca dünyanın kuzey ılıman bölgelerindeki en büyük ekosistemlerden birisidir. David E. Folsom ve Charles W. Cook tarafından 1869’da ilk keşfedildiğinde Yellowstone Gölü’nü “olağanüstü güzellikte bir sahne” olarak tanımlanmıştır. İkili daha sonra seferleri hakkında bir yazılar yazdı ancak çoğu dergi editörü yazılanları doğal bulmadığından bu yazılar pek satılmadı. Bununla birlikte, Yellowstone 1872’de, içinde bulunduğu eyaletlerden bile önce, dünyadaki ilk milli park oldu.

Yellowstone hakkında bir başka ilginç gerçek ise o kadar çok jeolojik özelliklere ev sahipliği yapmasının nedeninin, dünyanın en büyük aktif süper yanardağının birinin üzerinde yer almasıdır. Aslında, parkın büyük kısmı bu büyük yanardağın gerçek krateridir. Yüzeyin altında, Büyük Kanyon’u 11 kez kaplayabilecek kadar çok magmanın olduğu tahmin edilmektedir. Yellowstone’un son patlaması yaklaşık 640.000 yıl önce, St. Helens Dağı’nın 1980 patlamasından 2.500 kat fazla bir kuvvetle gerçekleşmiştir. Bununla birlikte, her yedi yıllık bir zaman diliminde zemin yaklaşık 10 inç kadar yükselmektedir. Bu nedenle, herhangi bir zamanda yeni bir patlamanın gerçekleşeceğine inanılmıyor. 2016 yılında park, ülkedeki en çok ziyaret edilen doğal cazibe merkezleri arasında yer alan yaklaşık 4.2 milyon ziyaretçi çekti.

8. Niagara Şelaleleri

Dünyadaki en yüksek şelalesi olmasalar bile, Niagara Şelaleleri kesinlikle görülmeye değer bir manzaraya sahip şelaleler topluluğudur. Kanada (Ontario) ve Birleşik Devletler (New York) arasındaki sınırda bulunan Niagara Şelaleleri, ABD’deki hacim bakımından en büyük şelaledir. Saniyede 32 fit hızla ve 3.160 tondan fazla su akıtmaktadır. Toplamda üç şelale bulunmaktadır. Amerikan ve Bridal Veil Şelaleleri, sınırın Amerikan yakasında bulunur ve Luna Adası tarafından ayrılır. Bu iki şelale boyunca saniyede 75.750 galon su akmaktadır. Büyük Horseshoe Şelalelesi, hem Kanada hem de ABD tarafından paylaşılmaktadır ve 2600 fit uzunluğunda olan bu şelale, her saniyede 167 feet yükseklikten düşen 600.000 galon su akıtmaktadır.

Bey büyük gölden dördünün suyu, Ontario Gölü’ne ulaşmadan önce Niagara Şelaleleri’nden geçmektedir. Şelalelere yerleştirilmiş iki büyük hidroelektrik santrali bulunmaktadır. Mevsime ve günün farklı saatlerine göre akan su hacmi değişkenlik göstermektedir. En çok hacmin gerçekleştiği yaz aylarında ziyaret etmek en iyi zaman dilimi tercihi olacaktır. Turistler, birçok gözlem güvertesinden, yürüyüş yollarından, kulelerden ve ayrıca suların akış noktalarına götürecek tekne turlarından faydalanarak sınırın her iki tarafındaki şelalelerin harika manzarasına şahit olabilirler. Tahminler, her yıl Niagara Şelalelerini ziyaret eden yaklaşık 8 veya 9 milyon kişi olduğu göstermektedir ancak yerel işletmeler bu rakamı kabul etmemekte ve gerçek sayının 3 milyona yakın olduğunu söylemektedir.

7. Las Vegas

Günah Şehri (Sin City) olarak da bilinen Las Vegas, ABD’yi ziyaret eden her turist için bir mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir turistik noktadır. Şehir, 1855’te kale kuran bir grup Mormon’la hayatına başlamıştır. Yerleşim başarısız oldu, ancak kale, Amerikalı bir işadamı ve siyasetçi olan Octavius D. Gass tarafından devralındı. Daha sonra 1905 yılında Las Vegas, Union Pacific Railroad’a bağlandı ve 1931’de Hoover Barajı inşaatine başlandı. İnşaat projesi için işçilere yardım etmek ve onlara zamanlarını geçirmelerine yardımcı olmak amacıyla gazino ve benzeri mekanları, Las Vegas’ın tek taşla döşeli yolundaki Fremont Caddesi’nde açıldı. 1941’de ilk resmi kumarhane şehrin sınırlarının hemen dışında inşa edildi, El Rancho Vegas tesisi ve ünlü Las Vegas Strip adlı mekanlar şekillenmeye başladı. Ünlü gangster Bugsy Siegel, Flamingo’yu 1946’da inşa etti ve 1950’li ve 60’lı yıllarda Sahara, Riviera, The Sands ve New Frontier gibi diğer çete destekli kumarhaneler ortaya çıkmaya başladı.

Anketler ayrıca, ABD gezginlerinin çoğunun 2018 yılı için istenen varış noktası olarak Vegas’ı işaretlediğini göstermektedir. Las Vegas, dünyadaki en yüksek yoğunluklu neon ışıklarına sahiptir ve 75 yılı aşkın bir aşırılık, tarih ve çekicilik ile doludur.

6. Independence National Historical Park

Tarihi önem açısından, Philadelphia her turistin görmesi gereken şehirlerden birisidir. Amerikan demokrasisinin doğum yeri olarak bilinen Philadelphia’nın tarihi merkezinde bulunan Independence National Historical Park’ın “Amerika’nın en tarihi meydanı” olduğu söylenmektedir. Parkta; Liberty Bell Merkezi, Kongre Salonu, the New Hall Müzesi, the Bishop White House, the Graff House, Franklin Mahkemesi, Birleşik Devletler Birinci Bankası ve Bağımsızlık Salonu gibi tarihsel olarak önemli binalar arasında gösterilen yapılar bulunmaktadır. Parkta UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Bağımsızlık Salonu bulunur. Burası hem Bağımsızlık Bildirgesi’nin (1776) hem de Birleşik Devletler Anayasasının (1787) tartışıldığı ve imzalandığı yerdir.

Parkta yer alan diğer birçok yapı arasında City Tavern de bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri 2. Başkanı John Adams, Ağustos 1774’deki İlk Kıta Kongresi’ne katılmak için Philadelphia’ya geldiğinde kentin vatandaşları tarafından oraya götürüldükten sonra “Amerika’nın en görkemli lokali” olarak nitelendirmiştir. Her yıl yaklaşık 5 milyon ziyaretçi çekmektedir ve İngilizlere karşı Amerikan devriminin ve ulusun bağımsızlığının mükemmel bir simgesidir.

5. Hawaii Yanardağları

Hawaii Yanardağları Ulusal Parkı, her yıl yaklaşık 1,5 milyon ziyaretçi çekmektedir. Hawaii adasında bulunan bu ulusal parkta, dünyanın en aktif ve kolayca erişilebilen iki volkanı vardır: Mauna Loa ve Kilauea. Mauna Loa, hacim ve alan bakımından dünyadaki en büyük yanardağdır. Zirvesi deniz seviyesinden 13.680 fit yüksekliktedir. Bu, Everest Dağı’ndan 27.000 fit daha yüksekte olması ve aynı adada ve sadece 110 fit daha yüksek olan Mauna Kea’dan sonra dünyadaki ikinci büyük deniz dağı olduğu anlamına gelmektedir.

Fakat bu rekor rakamlara rağmen, Kilauea daha etkileyicidir. Adadaki en genç yanardağ olan Kilauea, 1983 yılından beri patlamayı durdurmadı ve dağın yamaçları boyunca sürekli olarak lavlarını dışarı attı ve erimiş kayaçlardan çeşitli çeşmeleri ve nehirleri oluşturmaya devam etti. Yoğun bir patlamada patlayan kıta yanardağlarının aksine, bu ada yanardağları çok daha az gazlı ve daha akıcıdır, bu nedenle onları güvenli bir mesafeden hayran bir şekilde izlemek daha güvenlidir. Ayrıca volkanların yanı sıra parkta, yüzlerce (ve yüzlerce) yıl bu bölgeyi evi olarak gören insanların kültürel mirasını ve izole edilmiş adanın doğal yerli bitki örtüsünü ve faunası da gezilebilmektedir.

4. Kuzey California Redwood Ormanları

Kaliforniya’nın sunabileceği ilginç şeylerden neredeyse hiçbiri, eyaletin kuzey kesimlerinde bulunan Redwood Ormanları’ndan daha harika ve sakinleştirici değildir. Ancak, bu listedeki diğer yerlerin çoğundan farklı olarak, bu ormanlar ve içerdikleri dört ulusal ve devlet parkı yıllık ziyaretçilerin sayısını nispeten azalıyor – toplamda yaklaşık 1,5 milyon. Bununla birlikte, bu büyük ağaçların Roma İmparatorluğu’ndan daha önce ayakta oldukları söylenmektedir. Redwood Ulusal Parkı, şu anda bildiğimiz dünyanın en büyük yaşayan ağacı olan Hyperion’un ev sahibidir. 2006 yılında keşfedilen bu ağaç 115 metre boyunda, yani Özgürlük Anıtı’ndan 22 metre daha uzundur. Hyperion da nispeten genç bir ağaçtır ve bu halen büyüdüğü anlamına gelmektedir. Ayrıca, devasa boyuta ulaşan tek ağaç değildir. Son yıllarda bölgede benzer şekilde uzun boylu kırmızı ağaçlar keşfedilmiştir.

Pasifik Okyanusu’na olan yakınlığı sayesinde, bu ormanların tüm yıl boyunca nispeten istikrarlı ve hoş bir iklime sahip olması da ayrıca bir güzelliktir. Yine de, en yoğun turizm sezonu haziran ayından eylül ayına kadar olan yaz ve ilkbahar aylarında gerçekleşmektedir. Bu devasa ağaçların yanı sıra, bölgenin sunabileceği diğer doğal güzellikleri de bulunmaktadır. 400’den fazla memeli türü bu alanı kendine ev olarak edinmiştir. Ayrıca, okyanusa bakan ve özellikle Aralık ve Nisan ayları arasında gri balinaların göç etmesini izlemeye imkan veren birkaç nokta da bulunmaktadır.

3. Mesa Verde Ulusal Parkı

Amerikan tarihini deneyimlemek ve anlamak için harika bir yol, Yerli Amerikalıların mirasına bakmaktır. Colorado eyaletinde bulunan Mesa Verde Ulusal Parkı, toplam 52.485 hektar alana ve 5.000’in üzerinde siteye ev sahipliği yapmakta ve ayrıca 600’den fazla kayalık konutu sunmaktadır. Tüm alanın, M.Ö. 7500 yıllarında Foothill kompleksi olarak bilinen göçebe bir grup tarafından kullanıldığı tahmin edilmektedir. Daha sonra, M.Ö. 1000 yıllarında bölgede Basketmakers adlı yeni bir kültür ortaya çıkmıştır. Ardından M.S. 750 yıllarında Pueblo kültürü takip etmektedir ve 13. yüzyıl sonuna kadar toplumsal ve çevresel istikrarsızlık yüzünden tahrip edilinceye kadar bu bölgede yaşamışlardır. Sonlarından 150 yıl öncesinden başlayarak kayalık evleri inşa etmişlerdir ve şu anda bu park bu kayadan oyulmuş evleriyle ünlüdür.

Buradaki en büyük ve en iyi korunmuş sitelerden biri, Kuzey Amerika’nın tümünde bulunan en büyük mağara olan Cliff Sarayı’dır. Bu yerleşim bir zamanlar 150 oda ve 23 kivayı (dini ritüeller ve siyasi toplantılar için kullanılan özel odalar) içermekteydi. Aslında Cliff Sarayı, 100 kişiden fazla insan tarafından ev olarak kullanılmıştır, ancak konumu ve çoğu diğer kaya konutların sadece bir ila beş odayı içerdiği göz önüne alındığında kesinlikle çok büyük olduğu görülmektedir. Büyüklüğüne göre, Cliff Sarayı’nın, bölgedeki tümüyle zorla çalıştırılmadan önce Puebloanlar için önemli bir sosyal ve idari öneme sahip olduğuna inanılmaktadır. Her yıl, yarım milyondan fazla insan parkı ziyaret ederek Kolombiya öncesi Amerika’nın benzersiz yapısal harikalarına hayran kalmaktadır.

2. Büyük Kanyon

Büyük Kanyon olmadan Amerika için hazırlanan hiçbir liste tamamlanamazdı. Bir turistin, Amerika’ya gidip bu inanılmaz jeolojik özelliği ziyaret etmemesi neredeyse imkansız olsa gerek. Büyük Kanyon, devasa boyutuyla birçok turistin ilgisini çekecek önemli bir noktadır. Dünyayı merak eden herhangi biri, burada sunulan doğanın gücünden rahatsız olamaz. 6 milyon yılı aşkın süredir, Colorado Nehri ve kolları kaya boyunca oyulmuş ve kanyonu şimdiki oranlara kadar derinleştirmiş ve genişletmiştir. Bugün, Büyük Kanyon 277 nehir uzunluğunda, 18 mil genişliğinde ve bir mil derinliğinde, yaklaşık 2 milyar yıllık jeolojik geçmişi ile karşımıza çıkmaktadır.
Yerli Amerikalılar bölgede binlerce yıldır yaşamışlardır, hatta içinde ve birçok mağarasında yerleşim yerleri inşa etmişlerdir. Burayı gören ilk Avrupalılar 1540’larda İspanyollar olmuştur. Burada yaşayan ilk öncüler 1880’li yıllarda bakır madenleri aramışlardır, ancak yakında turizmin daha iyi bir alternatif olduğu fark edilmiştir. 1919’da bir milli park haline geldikten sonraki ilk yılında Büyük Kanyon yaklaşık 44.000 ziyaretçi aldı. 2016’da ise bu sayı 6 milyona yaklaştı.

1. Route 66

1926’da kurulan US Route 66, Amerika’nın Ana Caddesi’ydi. Will Rogers Otoyolu veya Anne Yolu olarak da bilinen Route 66, Chicago, Illinois ve Santa Monica, California’yı birbirine bağlar. Toplam 2.448 mili kapsayan bu yol, Missouri, Kansas, Oklahoma, Teksas, New Mexico ve Arizona’da ve diğer iki eyaletten geçmektedir ve özellikle batıdan göç edenler tarafından kullanılan ana yoldu. Route 66, geçtiği topluluklar için gelişen bir ekonomiyi de destekledi ve ülkenin farklı tarzını barındırdı. Bunların arasında simgesel Amerikan benzin istasyonları, moteller, barlar, eğlence mekanları ve çok daha fazlası bulunmaktadır.

Fakat tüm iyi şeylerin kaçınılmaz bir şekilde sona ermesinde, Route 66 da kapatılmıştır. Yeni Interstate Otoyol Sisteminin gelişiyle birlikte, tarihsel rotanın büyük bir kısmı baypas edildi. 1985 yılına kadar tüm rota değiştirildi. Yine de, o zamandan beri koruma çabaları rotanın belli bölümlerini yeniden canlandırdı. Bu yolun bazı parçaları Amerika’nın Scenic Byways projesine dahil edildi ve All-American Road olarak kabul edildi. Daha yakın yıllarda, rota ve yer işaretlerinin çoğunu eski ihtişamına geri kazandırmayı amaçlayan bir koruma programı başlatıldı. Tüm bu nedenlerle, Route 66, birden fazla yönden, gerçek Amerika’yı yakalamak için Manhattan’da veya Hollywood Bulvarı’nda dolaşmaktan daha iyi bir alternatiftir.

bilgiustam.com/amerikada-gormeniz-gereken-10-harika-turistik-yer/