Geç keşfedilen 10 hayvan türü

Dünya üzerinde insanlar olarak yalnız değiliz, sadece hayvanlar aleminde bile milyonlarca hayvanla birlikte yaşıyoruz bu dünyada. İsmini bildiğimiz, bilmediğimiz ve karşımıza çıkan çıkmayan milyonlarca canlının dünyada bizimle beraber yaşadığı herkesin kabulü. İnsanoğlu olarak her ne kadar dünyanın tek hakimi olarak davransak da bilime gönül vermiş insanlar sayesinde şuan bilinen canlı sayısı günden güne artmaktadır. Doğa üzerindeki canlıların türlerinin araştırılması bilimsel açıdan çok önemliyken nesli tükenen hayvanların belirlenip kurtarma çalışmalarının erken başlamadı gibi hususlarda daha da ön plana çıkmaktadır.

Dünyada bilinen tüm canlıların bulunduğu bir atlas yapma hedefiyle hareket eden İsveçli doğa bilimci Carl Linnaeus 1758 yılında bu konudaki ilk atlası yayımlamıştır. Bu kitap binlerce organizmayı isimlendiren, tanımlayan ve kategorize eden bir kitap olması dolayısıyla çok önemlidir. O tarihten sonra, uzun bir müddet doğa üzerinde araştırma yapan bilim insanları 1758 yılında yayımlanan bu kitaptan yararlanmışlardır. Kitap aynı zamanda kullandığı sınıflandırma yöntemlerini anlatması dolayısıyla da canlıların sınıflandırılması gibi konularda bilim insanlarına yardımcı oldu. Bu şekilde bir girişimi dünyada ilk defa gerçekleştirmesi dolayısıyla bir biyolojik devrim başlatan Linnaeus 1800’lerin başında birçok organizmanın tanımlanmasını sağlamıştır.

İsveçli bilim insanı Linnaeus bu alanda büyük çalışmalar yapsa da dünyada tanımlanmış canlıların sonu gelmez. Çünkü hala hem yeryüzünde hem de okyanusların altında tanımlanmamış milyonlarca canlı türünün olduğu kanısı bilim insanları tarafından çok büyük kabul görmüştür. Son zamanlarda teknolojinin de artmasıyla yeni tür bulunması konusunda bilim insanlarını çok daha hızlandıracak adımlar atılmaktadır. Atılan adımlar meyvesini vermeye başlamış ve dünyanın çeşitli yerlerinde ard arda yeni tanımlanan türler bilimsel literatüre girmiştir. İvmenin hızlanmasının da etkisiyle yakın geçmişte farklı ve ilgi çekici birçok hayvanın varlığı ortaya konmuştur. Peki bu yaşadıklarını yeni fark ettiğimiz hayvanları ne kadar biliyoruz. İşte karşınızda çok geç tanıdığımız ya da hala tanımadığımız 10 farklı hayvan cinsi:

10. Dev Panda

Panda, Asya’da binlerce yıldır bilinmesine rağmen, yakın geçmişe kadar dünyanın geri kalanı varlığının farkında değildi. Asya’da özellikle Çin coğrafyasında yıllardır varlığını sürdüren pandadan batı Fransız misyoner ve doğa bilimci Armand David ile tanıştı. 1869 yılında David Çin’e yerleştiğinde toprakta pandaya ait bir kalıntı buldu. Aldığı bu kalıntıyı Paris’teki Doğal Tarih Müzesi müdürü Alphonse Milne- Edwards’a gönderdi.Ertesi sene yapılan araştırmaların sonucunda bu kalıntının bir ayı ya da bir rakuna ait olabileceği belirlendi. Ama yapılan bu araştırma sonucunda ortaya çıkan kanı bu yeni canlının her iki kategoriye de giremeyeceğiydi. Çünkü o zamanki değerlendirmeye göre panda dışarıdan bir ayıya iç yapısı olarak da bir rakuna benzemekteydi. Bu nedenle de iki kategoriye de sokulamayan pandaya yapılan bilimsel yayında olarak Ailuropoda adı verildi. Fakat hiçbir batılı 1916 yılına kadar bir pandayı canlı bir şekilde göremedi. Günümüzde şirinlikleriyle sürekli takip ettiğimiz ve soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan pandaların batı dünyası açısından çok uzun bir geçmişi bulunmamaktadır.

9. Taipan Yılanı

Dünyamızdaki en zehirli toprak yılanı olma özelliğini hala bilinen yılanlar arasında başkasına kaptırmayan taipan yılanının bir damla zehri sadece 45 dakika içerisinde 100 yetişkin insanın ölümüne yol açabilir. Fakat bu kadar zehirli bir yılan olan taipan yılanı ile tanışmamız daha çok yakın geçmişe dayanıyor. 1989 yılında Paleontolog Frederick McCoy tarafından Güneydoğu Avustralya’daki Murray ve Darling nehirlerinin kavşağında keşfedilen taipan yılanı o zamana kadar belirlenen en zehirli ve çok büyük bir yılandır. Taipan yılanı, McCoy’un türlerini adlandırıp sınıflandırmasından sonra, görünüşte yok oldu ve 1967’ye kadar tekrar gözlenmedi. Hatta bir dönem öyle bir yılanın olmadığı gibi görüşlerin ortaya atılmasına neden olan bu durum 1967 yılında tekrar bir Taipan yılanın görülmesiyle değişti. Aslında batıda ilgi çektiği zaman da 1967 yılındaki ikinci defa ortaya çıkmasıdır. Diğer bir değişle bu son derece tehlikeli yılanı daha 50 yıldır biliyoruz.

8. Amazon Manatı

Dokuz ayağı ve ortalama yarım ton ağırlığı olan bu dev manat yüzlerce yıl amazon nehrinde insanların gözünden kaçmayı başarabilmiş. 1883 yılına kadar bulunduğuna dair hiçbir belgenin olmadığı amazon manatı tarih sahnesine ilk defa o zaman girmiştir. Yaşam bölgesi Brezilya olan amazon manatı devasal bir hayvan olması dolayısıyla çok korkutucu bir hayvan olarak görülmektedir. 1883 yılında Avusturyalı natüralist Johann Natterer tarafından ortaya çıkartılan bu hayvan hakkında o zamanlarda bir bilimsel tanımlama yapılmamıştır. İsminin anlamına detaylı bakacak olursak çivisiz anlamına gelmektedir. Bilimsel adı da T. inunguis olan amazon manatının tırnakları olmadığından çivisiz anlamına gelen bir isim verildiği düşünülmektedir. Tırnağı olmaması dolayısıyla doğada tanımlanmış tek tırnaksız manat olmasına ek olarak dünyada tatlı suda yaşayan tek manat olma özelliği de bulunmaktadır.

7. Alaska Boz Ayısı

Ayıların birçok farklı cinsi olmasına rağmen zamanında zoolog CH Merriam’ın aldığı duyuma göre bu zamana kadar hiç görülmemiş kadar büyük bir boyutta ayılara uzak bir adada birkaç kişi tarafından rastlanılmış. Bunun üzerine harekete geçen CH Merriam bahsedilen bölgeye gitti ve Alaska Boz Ayılarını bu sayede literatüre kazandırmış oldu. İddialar üzerine bölgeye giden bilim insanı CH Merriam 1896 yılında ayıların varlığını görmüş oldu. Alaska boz ayıları o zamana kadar bilinen ayıların en büyüğüydü ve bu açıdan çok önemliydi ve hatta o yüzden bu ayı türünü isimlendirmek bilim adına çok büyük bir iş olarak tanımladılar. Bilimsel isim koyma zamanına geldiklerinde ise o zamandan iki yıl önce vefat eden Alexander von Middendorff’u onurlandırmak için Ursus middendorffi adını uygun gördüler.

Bilim insanları Alaska boz ayısının dünyadaki en büyük ayı olup olmadığını uzun süredir tartışıyorlar. Bazı bilim insanlarına çok daha büyük ayı kalıntıları olsa da günümüzde karşılaşılmış daha büyük bir ayı cinsi bulunmadığından dünyanın en büyük ayıları olarak adlandırmamız çok da yalan olmaz.

6. Okapi

Bu son derece tatlı gözüken ve zürafaların boyunlarının kısa halini andıran okapi adındaki hayvanlar Avrupalıların geçmiş dönemde temas halinde oldukları yerli Afrikalılar tarafından onlara bildirilmiştir. Afrika’nın yerli Kongo halkının ilettiğine göre uzun yağmur ormanlarının derinliklerinde yaşayan tek boynuzlu bir canlı bulunmaktaydı. 1887 yılına kadar ünlü İngiliz kaşif Henry Morton Stanley yerlilerin seyahatleri sırasında ”atti” olarak adlandırdıkları tuhaf eşeğe benzeyen bu hayvanın gerçekte yaşadığına dair hiçbir veri olmadığını ortaya koymuştur. Yazdığı bu eserde Henry Morton Stanley acıkça hayali bir hayvan olduğunu ortaya koysa da Uganda’daki Yüksek İngiliz Komiseri Sir Harry Johnston’ın bu konu oldukça ilgisini çekmiştir. Ardından Kongo’ya giden Sir Harry Johnston yerli halktan da yardım alarak o bölgeye girdi. Fakat vahşi hayvanların saldırısına uğrayan ve ölmekten son anda kurtulan Sir Harry Johnston varlığına inandığı okapileri görse de bir kanıt alamamıştı. Ardından tekrar yerli halktan yardım alarak toynaklarının ayak izini ve okapiye ait birkaç fosil elde etmiştir. Bunun üzerine Paris Dünya Fuarı’nda bu kanıtları sergilemiş ve 1901 yılında yeni bir türün varlığını bilimsel olarak ortaya koymuştur. Bilinen kayıtlara göre okapi, zürafanın tek yaşayan akrabasıdır. Okapilerdeki benzer boynuzların tek boynuzlu atlardan köken aldığı düşünülmektedir. Ama bu konuda kesinleşmiş bir bilimsel veri ortaya konamamıştır.

5. Dağ Gorili

Ekim 1902 yılında, Kaptan Robert von Beringe’nin liderliğindeki bir filo Afrika’ya Alman sömürgesi elde etmek amacıyla yola çıkmıştır. İlk olarak Ruanda’ya gelen ekip Sabyinyo Dağı’na tırmanmaya çalışmışlardır. Dağda savaş ettikleri bir kabilenin çevresinde çok değişik bir goril olduğunu fark etmişlerdir. Yaratıkları ele geçirmek için harekete geçen Almanlar birini ele geçirmişlerdir. Ele geçirdikleri bu goril ne diğer gorillere benziyordu ne de başka bir şempanzeye. Bunun üzerine Berlin’deki Profesör Paul Matschie bir çalışma yapmış ve bulunan bu hayvanın gorilin bir alt türü olduğuna karar vermiştir. Bu bilimsel gelişme üzerine Berlin Zooloji Müzesine götürülen hayvanın bilimsel isminin Gorilla beringei olmasına karar verildi. Sömürgecilik faaliyetleri için Afrika’ya giden Almanlar bu sayede bilim literatürüne yeni bir goril cinsi kazandırmışlardır. Gorilin Ruanda’daki Sabyinyo Dağı’nda bulunmasına karşın isminde beringei denmesi o dönemde tartışma yaşatmıştır. 20. yüzyıla kadar, Doğu Afrika’nın yağmur ormanlarında gizlilik içinde yaşayan goriller için ünlenmek pek de yararlı olmadı. Sırları açığa çıkan talihsiz goriller, yüz yıldan fazla bir süre sonra, şimdi yok olma sınırında dolaşıyorlar.

4. Dev Orman Domuzu

1600’lü yıllardan beri Afrika’da dev domuzların varlığı bilinmekteydi. Henry Morton Stanley gibi ünlü kaşifler bir dönem domuzları incelemek için Afrika’ya akın etti. Ama çoğunun çabaları boş çıkmış ve çoğu bir tane bile domuz yakalamayı becerememiştir. 1904’te bir İngiliz askeri ve natüralist olan Teğmen Richard Meinertzhagen, Kenya’daki Victoria Gölü’nün yakınlarında ölü hayvan çenesinin varlığını fark etti. Bunun üzerine kalıntıları Londra’daki Doğal Tarih Müzesi’ne göndermiş, burada eski Zoolog Thomas, onu tamamen yeni bir domuz türü olarak sınıflandırmıştır. Dev orman domuzu şu zamana kadar bilinen en yabanı ve en büyük domuz olması dolayısıyla çok önemlidir ve o zamanlar birçok kaşifin hayali olan bu yeni türü keşfetme işinin bir teğmene nasip olması çok konuşulmuştur.

3. Komodo Ejderi

Endonezya, Flores adasında Hollandalı bir sivil yönetici olan Teğmen van Steyn van Hensbroek, yöre halkının Komodo adasının yakınında devasal bir kara timsahın dolaştığını bildirdi. Bunun üzerine 1910 yılında Komodo adasına birçok ziyaretçi gelmeye başladı ve bu gelenlerden bir grup bahsedilen dev kara timsahı öldürmüştür. Öldürüldükten sonra hayvanın cildini ve bir fotoğrafı Java’daki zooloji müzesinin müdürü Peter Ouwens’e gönderildi. Ouwens, aldığı fotoğrafları ilgiyle inceledi çünkü çok farklı bir hayvan olduğu kesindi. Ardından canlı numuneyi paketlemek için adaya bir toplayıcı gönderdi. Toplayıcı yakaladığı Komodo ejderini Ouwens ‘e getirdi. Bunun üzerine inceleme yapan Ouwens 1912 yılında dünyanın en büyük kertenkelesini resmi olarak bilim dünyasına açıklayan bir makale yazdı.

1926’da, bir geminin New York’tan Komodo Adası’na doğru yola çıkmasıyla, ilk canlı Komodo ejderini Batı’ya getirmek amacıyla kayda değer bir keşif meydana geldi. Bronx Hayvanat Bahçesine yerleştirilen iki canlı Komodo ejderi çok büyük bir ilgiyle karşılandı. Bu keşif 1933 yapımı King Kong filmine de ilham kaynağı oldu.

2. Okyanus Kalamarı

Okyanus kalamarının keşfine kadar en büyük omurgasız canlının kalamar olduğuna inanılıyordu. 1925 yılında okyanus kalamarı diye adlandırılan dev kalamar bütün bilinenleri değiştirdi. Bu boylarda bilinen ilk kalamar devasal bir balinanın midesinde iki dokunaç şeklinde bulundu. Onlarca yıl o boylarda başka kalamara rastlanılamadı. İlk kalıntıların bulunmasından yaklaşıl 80 yıl sonra, 2003 yılında ise dev kalamarın kalıntılarına rastlandı. 2003 yılındaki bu keşiften 4 yıl sonra ilk dev kalamar canlı olarak bulundu. İncelenen birkaç örneğin en büyüğü 33 metre uzunluğundaydı ve 1091 kilo ağırlığındaydı. Fakat canlı olarak ele geçirilemeyen kalamar kalıntılarını inceleyen bilim insanları bu dev kalamarların boylarının % 30 daha büyük olabileceğini ortaya koydular. Bu boyutlar bir omurgasız hayvan için gerçekten çok büyük sayılardır ve bulunması bilim dünyasında bir devrim yaşatmıştır.

1. Bonobo

1928’de Berlin’deki bir müzede, Alman anatomist Ernst Schwarz, genç bir şempanzeye ait olduğu düşünülen bir kafatası inceliyordu. Beynin büyümesi için her zaman bebeklerde olması gerektiği gibi kemikler arasındaki eklemlerin ayrılmamış olduğunu bulmak uzman anatomisti şaşkına döndürdü. Schwarz daha sonra bilimin bilmediği bir maymun türünün yetişkin bir üyesinin kafa tasını tuttuğunu fark etti. Bu çalışmasında elde ettiği bulguları 1929’da yayınladı ve hayvanın bir alt tür olduğuna inandığından, cıvık şempanze olarak adlandırdı. Bonobo hakkında daha ayrıntılı bir açıklama ise 1933 yılında Amerikalı zoolog Harold Coolidge tarafından yazılmıştır. Yazılan bu ikinci değerlendirme ilkinin doğruluğunu ortaya koymuş ve bu türün şempanzeden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söylemiştir. 1982’de, Schwarz’un ölümünden 20 yıl sonra, Coolidge kafa tasını keşfeden kişi olduğunu iddia etti ve başkalarına söyledikten sonra, Schwarz’ın bulguları sanki hiç varolmamış gibi üzerine bir makale yayınlandı.

Günümüzde ise bonobo adıyla bilinen bu hayvan Kongo’da yaşamaktadır. Pek kişinin bilmediği bonomolar dünyadaki en zeki ve huzurlu hayvanlar olarak değerlendirilmektedir. Ama bonoboyu asıl önemli yapan ise bilim dünyasının bulduğu son memeli hayvanlardan olmasıdır. Tabii bilim insanlarına göre çok fazla keşfedilmemiş hayvan olduğu düşünüldüğünden sürekli üzerine yeni hayvanlar keşfedilecektir.

 

kaynakça: bilgiustam.com